bodrumlu.com

Bodrum Tanıtım Sitesi

TURGUT REİS TURGUDCA BEY

TURGUTREİS - TURGUDCA BEYTurgutreis - Turgudca bey Yurdun değişik yerlerinde olduğu gibi, Bodrum’da da bazı yerleşim yerlerinin isimleri değiştirilmiştir. Karaova, Mumcular olmuş, Farilya, Gündoğan olmuş, Müskebi, Ortakent olmuştur v.s…

Bu isim değişiklikleri iyidir ya da değildir, gerekliydi veya değildi. Tartışılır ya da tartışılmaz. Bunların hepsi bir yana, denizcilik tarihimizin büyük komutanlarından olan amiral Turgut Reis’in doğum yerinin Karatoprak’ın Karabağlar mahallesi olmasından dolayı, buranın adının Turgutreis olarak değiştirilmesi fevkalade uygun olmuştur(yine bana göre), bu isim oraya yakışmıştır, benimsenmiştir.

Avram Galanti Bodrumlu*’nun, “Bodrum Tarihi” isimli eserinin “Bodrum’un Tanınmış Kişileri” bölümünde amiral Turgut Reis için yazılanlar;

TURGUDCA BEY (TURGUT REİS)

Muğla Milletvekili Cemal Karamuğla, Muğla Valisi Recai Güler ile beraber, seçim bölgesine gittiği zaman, Bodrum kazasına bağlı olan Akçaalan’a da uğramıştır. Oraya gitmezden evvel Bodrum’a da uğrayıp, Bodrumlulara sormuşlar; “İşitiyoruz ki Turgud Bodrumlu’dur”, “Evet, Bodrum köylerinden biri olan Karabağlı’dır.” Bunun üzerine Milletvekili ve Vali Karabağ’a gitmişlerdir. Burası deniz kenarıdır. Halkı ile görüşürken, Turgud’un oralı olduğunu ve hakkında pek çok hikayeler söylediklerini aktarıyorlar. Bundan başka oranın erkeklerinin ve kadınlarının, iri iri adamlar ve kadınlar olduklarını hayretle gördüler.

Turgudca hakkında bilgi almak için Karabağ’a giden genç hemşehrim Mehmet Hilmi Tengiz şöyle yazıyor; “kırk yıl evvel yetmiş beş yaşlarında ölen babamın çocukluğunda, 120 yaşına kadar yaşamış babası, annesinden işittiği (aşağı yukarı 200 yıllık) hikayeyi arzediyorum.

Hikaye şöyle başlar; Karabağ köyünün deniz kıyısının karşısındaki adaya bir gemi gelmiş. Gemiden kıyıya bir sandal gelmiş. Sandalın başına, merada çobanlık eden birkaç çocuk toplanmış, sandaldan da çocuklara birkaç peksimet verilmiş. Sandal gemiye geri dönerken, bu çocuklardan birisi kendisinin beraber gemiye götürülmesini dilemiş. Sandaldakiler, kaptanın izni olmadıkça götüremeyiz demişler. Birkaç gün sonra sandal yine buraya gelmiş ve çocuğu alıp götürmüşler. Çocuk giderken sırtında taşıdığı dağarcığı arkadaşlarına bırakmış ve gemi ile gittiğini ailesine haber yollamış ve birkaç yıl sonra birkaç gemi ile gelmiş ve kardeşi Veli’yi de almış götürmüş. Fakat Veli sonradan köyüne geri dönmüş. Turgud ise Paşa olmuş. Bir daha köyüne gelmemiş. Hikaye böyle.

Acaba bu hikayeyi belgelendirebilir miyim diye birkaç gün köyleri gezdim. Hiçbir belge bulamadım. Yalnız, halkın dilinde Turgud’un Karabağ köylüsü bulunmasından başka bir şey işitmedim.

Bu hikayeden Turgud’un kardeşi Veli olduğunu öğreniyoruz. Ali Rıza Seyfi, “Veli” ismini Turgud’un babası olarak yazıyor. Kardeşi olsun, babası olsun, Turgud’un ailesine mensup bir ismin Karabağlılarca bugün bile unutulmadığı meydandadır.

Müneccimbaşı Tarihi şöyle yazıyor;

“Turgudca Menteşe’den kopmadır. Deniz levendleriyle arkadaşlık ede ede, denizcilik işlerinde üstad kesilmiştir. İlk başlarda levend kayığı, sonra kolestesiye (goelette) dolaştıktan sonra, bir korsan gemisine sahip olmuştur. Gemisini bir iken, zaman ile beş ve sonunda da yirmi beşe çıkarmıştır ve kendisine levend kaptanlığı verilmiştir.

O sıralarda Sadrazam Rüstem Paşanın kardeşi Sinan Bey, Gelibolu Beyi ve Derya Kaptanı idi. Düşman Derya Kaptanının yakasına saldıkça, Turgudca gemileriyle donanmaya katılır ve sonuçta zafer onun olur. Sinan Bey, Turgudca Bey’in zaferinden kuruntuya düşerek, bir yol bulup kendisine ve meşhur Reislerin bazılarına, yetmiş seksen akçe ulufe ile (üç ayda bir verilen maaş, A.İ) tersane kaptanlıklarına defter verir. O zaman Padişah, Selasete (?) nam kalesinin fethini Turgudca Beye emretmiş ve kendisine kırk gemi vermiştir. Turgudca kırk gün savaştan sonra, kaleyi fethetmiş ve içinde bulunan yedi bin İslam esiri kurtarmıştır.

Gene bu sırlarda, Fransa ile İspanya’nın araları açık olduğundan, Fransa Kralı Birinci Fransua, Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım istemiştir. Padişah bu görevi Turgudca Beye vermiştir. 961 (1553) yılının Recebinde Turgudca Bey birçok gemiyle Septe (Septa) nam kaleyi kuşatarak, yedi gün, yedi gece savaştıktan sonra kaleyi almış ve Fransa Kralına teslim ederek dönmüştür.” (1)

Bu olaydan söz eden Peçevi tarihi şöyle yazıyor;

“Turgudca, İspanya’nın metin kalelerinden Narlo, Aşme, Moyka, Marmos, Marmenor kalelerinin kimini fethile, Fransa memleketine katmış ve kimi gartetmiştir.

Bu savaştan büyük ganimetlerle dönen Turgudca, Padişahın huzuruna yüz sürdükten sonra, kendisine Cezayir Beylerbeyliği ile Kaptanlığı verilmiştir. Fakat Rüstem Paşanın şerrinden korktuğu için, Trablusgarp Beyliğini rica etmiş, ricası kabul edilmiştir.

966 (1558) yılı Recebinin yedinci günü, Piyale Paşa denize çıkıp, Koyun adaları önüne vardıkta, Turgudca bundan haberdar olarak, düşman donanmasının Gebre (Gerbe, Kuzey Afrika sahilindeGarbes körfezinde bir ada olup, Tunus’un bölümlerindendir.) adasında bulunduğu ve Trablus üzerine saldırmaya hazırlandığını bildirmek için bir adam eriştirdi.Piyale Paşa hazırlıklarını tamamladıktan sonra, Gerbe yakınlarına gelerek, düşman donanmasına saldırmış ve donanmanın büyük bir kısmını tahrip etmiştir. Düşman Gerbe kalesine sığınmaya mecbur kalmıştır. Piyale Paşa Gerbe’yi kuşatmak istemişse de kale sahilinin denizi sığ olduğundan, gemiler yanaşamamıştır. Bu sırada Turgudca karadan askeri ile erişip, gemilerden büyük topları çıkararak kaleyi kuşattıktan sonra, yürüyüş ile zaptetmişlerdir.

Gerbe alındıktan sonra Turgudca Bey, Trablusgarb’ı adalet ile yönetmiş ve o derece bayındır yapmıştır ki, Abdülmümin’in iklimine döndürdü. Düşman daima onun harekatını izlerdi.

Birgün Turgudca Gerbe adasının Karta limanında gemilerini yağlarken, Kaptan Çığala’nın yönetimindeki yüz elli Ceneviz, Venedik ve İspanyol gemileri liman boğazını tutarak ve Turgudca’nın yiyeceği ve suyu tükendikte, savaşsız, sessizce Gerbe’yi alırız diye düşünerek öylece beklemişlerdir.

Turgudca Bey bunu görünce, limana bitişik bir tepe arkasında, bir yataklı boğaz şekli bir yer olduğunu bulunca, hemen üç dört geminin forsasını sökerek kazdırır. Yapılan gayretler sonunda boğaz açılır ve yerinde eski püskü birkaç çadır alıkoyup, gece içinde kadırga ile çıkıp, kaçar.

Dururmdan emin olan Kaptan Çığala, Ceneviz hükümetine hayırlı müjdeler göndererek, Turgudca’yı bir kapak içine koyduğunu bildirir. Bazı Ceneviz Beyzadeleri Turgudca’nın durumunu görmek için bir gemi alarak donatmışlarsa da, hiçbir şey bulamayınca ümitleri kesilmiştir.

Bir yabancı kaynağı Gerbe adası hakkında şöyle yazıyor:

“Ortaçağdan sonra Gerbe’ye sahip olmak için, Sicilya Normanları, İspanyollar ve Türkler tarafından savaşlar yapılmış ve sonuçta Türkler kazanmışlardır. 1560 yılında, İspanyol donanması bu adanın sahillerinin açığında, Piyale Paşa ve Korsan Dragut (Turgud) donanması tarafından yok edilmiştir.

Gerbe olayından sonra, Malta adasındaki Turgudca’nın hizmetini gözden geçirelim:

“927 (1564)’te, üçüncü Vezir Kızıl Ahmetlu Mustafa Paşa kumandan olunca, Kaptan-ı Derya Gazi Piyale Paşanın emrinde olarak Akdeniz’e çıkmışlardır. Birkaç yere uğradıktan sonra Malta’nın bir limanını ve oradan karadan yürüyüş ile adayı ele geçirmişlerdir. Karada çalışan asker, aynı zamanda donanmadan destekleniyordu. Trablusgarp Paşası Turgud Paşa, on üç gemi ile Malta limanına gelerek savaşa katılmışlardır. Savaşta yaralanmış ve dört gün sonra tam Malta2nın alındığı gün ölmüştür. Cenazesi beş parça çekdiri ile Trablus’a gönderilmiş, orada defnedilmiştir. Mezarı ziyaret yeridir.

Peçevi bu olayı şöyle yazıyor:

“Turgud Paşa Trablusgarb Beylerbeyi idi. Malta adasının her durumunu ve kalenin dövülecek semtine bütünüyle sahiptir ve sezgileri çoktur. Sakın oyuna karşı çıkmayın diye Cenab-ı Padişahiden tenbih olunmuş idi. Lakin bunlar ( Mustafa Paşa ve Piyale Paşa) Malta’ya geldiklerinde, Turgudca henüz hazırlıklarını tamamlamamıştı. Sentrme (St. Elmo) isminde Malta2nın sağlam bir kalesini almaya ve sonra Malta’ya hücum etmek için Turgudca’yı beklememeye karar vermişler. Yedi gün savaştan sonra Sentrme düşmedi. Turgudca geldiği zaman üzüldü. Sentrme alındığının faydası nedir? On Sentrme dahi bina etseler, Malta alınmayınca zaptettirilmek ne mümkündür? Diye kızdı. Fakat o dahi katılmış (savaş A.İ). On yedinci günü fetholundu, ne çare ki en iyi askerin bir kısmı öldü, bir kısmı yaralandı. Turgudca’nın hodbini (kendini beğenmişlik, bencillik. A.İ) vuruldu. Sentrme fethinde mühimmatın ve barutun vesair levazımatın çoğu harcanmıştı. Ada zaptolunmadan dönülmüştür.

Malta kuşatmasından söz eden bir İngiliz kaynağı şöyle yazıyor:

1565 yılında, Malta’yı kuşatan İslam kara kuvvetleri idi. Mustafa Paşa savaş hareketlerine başlamazdan evvel, Turgud’un müttefik Cezayirlilerle gelmesini beklemek gerektiğini söylemiştir. Halbuki Piyale Paşa, donanmanın emin bir yerde ve bir surette demir atabilmesi için St.Elmo mevkiine saldırmaya, askeri meclisin oyuyla karar vermiştir. Buraya gelen ve bu hücuma katılan Turgud yaralanmıştır.

1317 (1901) yılında, Bahriye bakanlığı subaylarından olan Ali Rıza Seyfi “Turgud Reis” adlı bir eser yazmıştır. Yazarın Turgudca hakkında yazdığı bazı parçaları buraya alıyoruz:

“Turgud Menteşe Sancağı içinde bulunan köyde “Veli” isminde bir çiftçinin oğludur. 890 (1485) yılında doğmuştur.

Turgud’un yiğitliğini ve cesaretini öven bir çok türküler, kasideler, İspanya, Fas, Cezayir ve Tunus gibi Berberistan sahillerinde hala söylenmektedir. Yirmi yıl Fas’ta seyahat ve tarihe ait inceleme yapan birkaç İngilizce, yerli bir ihtiyar Yahudinin çocukluğunda Turgud’un serüvenlerini anlatan bir çok türküler söylendiğini anlatmıştır.

Bu Yahudi, bunlardan yalnız birinin baş tarafını hatırlamakta idi. Bu parça, İngiliz seyyahı tarafından şiirsel olarak ve gayet zarif surette İngilizceye çevrilmiştir. Çeviri şudur;

“Şu Malta şövalyelerine bak! Yanakları bir korku ve dehşet hissile mütehassis imiş! İtalya tarafından akseden feryadı dinle! Çünkü cesur korsan Turgud Mehdiye sahilinden açıldı. Pek az zaman sonra, korkudan titreyen Hıristiyanlar topların iniltisini işitecektir.

Çabuk ol! Çabuk ol! Denizlerin arslanı Turgud’un şanlı sancağının altında halk kaçıp gitmektedir.

Baş topuna ateş et ve gürültüsünü dinle!.. İşte düşmanın bir direği kırıldı ve bir küreği battal oldu!

Eyvah ki, senin önünde kaçmak da harp etmek de beyhudedir. Bak düşmanların “Pervasız Turgud’a kim karşı durabilir” diye kaorku ve dehşet içinde çırpınmaktadır.”

Bir İngiliz Tarihçisi Turgud hakkında şöyle yazıyor:

“Ona bir büyük kumandana layık olan genel büyük meziyetler açısından pek az kimseler eşit olabilmiş. Hele cesaret, çabuk kavrama, düşünce üretmede hiç kimse kendisini geçememiştir. Hele tarihçiler, insanlığı ve merhametini övmektedirler. Hıristiyanların İslam eserlerine reva gördükleri o korkunç ve lanete şayan işkenceleri hiçbir kimseye reva görmemiştir. Doğuşu ve yaşam araçlarıyla eriştiği yüksek mevki arasında ne büyük fark vardır.”
--------------------------------------------------------------------------------
(1) C.:III. s:505
(2) C.:I, s: 344 – Bu altı kalenin ikinci, üçüncü ve dördüncüsünün isimleri layıkıyla okunamadığından, bu kelimeler Arap harflerine göre yazılmış ve bundan dolayı telaffuzları saptanamamıştır.
(3) Peçevi Tarihi, I s : 346-348
(4) Müneccimbaşı Tarihi, III. s:508-509
(5) Encyclopedia Britannica, 12. s. 1004 (Jerba kelimesine bk.)
(6) Müneccimbaşı Tarihi. 3.s. 515
(7) Peçevi, s.410-412
(8) Encyclopedia Britannica, 14.s : 742 (Malta kelimesine bk.)
(9) Turgud Reis, s: 9
(10)Mehdiye şehrinin eski Romalılar zamanında Adrumetum ismi verilen meşhur şehrin bakiyesi olduğu zannolunur. Birinci Kıvran hükümdarı olan Mehdi burasını yeni baştan imar edip, yenileyerek kendi ismini vermiştir. Bu şehir bir yarımada üzerinde bulunup, yarımadanın kara ile birleştiği ince, uzun kara para parçası ancak iki yüzelli adım genişliğinde idi. İngiliz tarihçisi Show bu fikirde değildir. Onun düşüncesine göre, Heracle isminde ve bu mevkiin 20/3 mil kuzeyinde bulunan bir kasaba, eski Romalılar’ın Adrmetum’dur. Mehdiye, Turres yani Annibal’in bir süre bulunduğu memlekettir ki, Kartacya’dan kaçtıktan sonra burada gemiye binmiştir. (Turgud Reis, s:34)
(11) Turgud Reis, s:89
(12) Turgud Reis, s:111

* ) Avram Galanti Bodrumlu : 1874 yılında Bodrum’da doğdu. Babası Bodrum Bidayet Mahkemesi Başkatibi Mişon Efendi, annesi Rodoslu Coya Kordon idi. Avram Galanti Bodrumlu, Türkiye Yahudileri üzerine yaptığı çalışmalarla ünlü bir bilim adamıdır. İstanbul Darülfünunu’nda (İstanbul Üniversitesinde) Sami dilleri ve eskiçağ tarihi dersleri okuttu. 1943-46 arasında TBMM’inde Niğde milletvekili olarak görev yaptı. “Yeni Mecmua”, “Akşam” gibi dergi ve gazetelerde makaleler yazdı. Dil ve Tarih konularında, Türkçe ve Fransızca elliyi aşkın yapıtı yayımlanan Galanti, Portekiz Bilimler Akademisi’nin muhabir üyesi idi. 1961 yılında İstanbul’da öldü. (BOSAV Yayınları – Avram Galanti Bodrumlu’nun, BODRUM TARİHİ kitabının arka kapağından.